|
Sevgili okurlar; Bugün yeniedebiyat.com olarak bir yeniliğe başladık. Bundan sonra sayfamızda Türk Edebiyatının önde gelen şair ve yazarları ile yaptığımı röportajları okuyabileceksiniz. ılk olarak gazeteci, şair ve yazar ıhsan Deniz ile yaptığımız röportajı yayımlıyoruz.
Sevgili okurlar; Bugün yeniedebiyat.com olarak bir yeniliğe başladık. Bundan sonra sayfamızda Türk Edebiyatının önde gelen şair ve yazarları ile yaptığımı röportajları okuyabileceksiniz. ılk olarak gazeteci, şair ve yazar ıhsan Deniz ile yaptığımız röportajı yayımlıyoruz. ……………………………………………………………………………………………… Sayın ıhsan Deniz, bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Çocukluğunuz, okul hayatınız ve geldiğiniz nokta…
1960 ınegöl doğumluyum. Çocukluğum, babamın memuriyeti dolayısıyla ıstanbul’da geçti. Ortaokul ve liseyi Bursa’da tamamladım. Tekrar ıstanbul’da üniversite hayatı ve tekrar Bursa.. Askerlik dönüşü, Bursa’da 12 yıl tekstil işiyle uğraştım. şimdi Bursa Araştırma Kütüphanesi’nde yöneticilik yapıyorum.
şiire nasıl başladınız? Sizi en çok yoran şiiriniz hangisidir? Ve şiirlerinizin öyküleri var mıdır?
şiire lise yıllarında başladım, ciddiyetini üniversite döneminde fark ettim. Hemen her şiirim beni az veya çok yormuştur. Kiminin öyküsü vardır, kiminin yoktur.
Çağdaş Türk şiirinin bulunduğu yer neresidir? Bir tanım getirilmek istenirse günümüz şiirini nasıl tanımlarsınız? Örneğin seksen sonrası şiir tanımlamasına katılıyor musunuz?
şiirin bulunduğu yer, biraz da kendisini görmek istediği yerle alâkalıdır. Benim herhangi bir tanımlama yapmam ne kadar doğru ve yerinde olur, doğrusu bilemiyorum. 1980’li yıllara ait farklı bir şiir çizgisi geliştiğine göre, bu ve benzeri tanımlamalar yapılabilir elbette. Bence bir mahzuru yok! Yeter ki, anlama/anlamlandırma ve ayırt etme saikiyle yola çıkılmış olsun.
Sizce imge nedir? Türk şiirindeki imgenin yeri neresidir? Neresi olmalıdır?
ımge, Türk şiirinin merkezinde olmalıdır ve aslında öyledir de…
Öteden beri Türk şairleri, özellikle sözlü şiir geleneğimizde toplumsal olaylara karşı bir duyarlılık söz konusu idi. Örneğin, büyük bir göçten tutun bir gelinin suda boğulup ölmesine kadar birçok konuda şiirler, türküler yazıldı. Ama son yıllarda ülkemiz için büyük bir felaket olan on yedi Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde pek şiir ya da ağıt yazılmadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin bir deprem şiiriniz var mı? Tüm bunlara hayır diyorsanız şiirin yükü var mıdır?
Benim, herhangi bir ‘konu’da yazılmış şiirim yok! Yazanlara da sözüm yok.. Yeter ki ‘şiir’ olsun!
Hz. Peygamberin “tefekkürü es geçen şiir mide gurultusudur” sözü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öyle bir söz duymadım!
Son günlerde ödüllü şiir, hikâye yazma yarışmaları yapılmaktadır. Bu şekilde bir yönelimi şiirin yeniden gelişine, en azından okurun oluşmasına delalet ettiğini söyleyebilir miyiz?
Hayır, sanmıyorum.
şiirlerinizde mistizmin etkisini görmekteyiz. Bu noktada mistizmi imkân olarak görenlerin de varlığından haberdarız. Mistizmi şiirin ta kendisi olarak görenlerden misiniz? Ve bu açıdan kendinizi ıkinci Yeni’ye yakın buluyor musunuz? Buluyorsanız farkınız nedir? Bulmuyorsanız ortak yönünüz nedir?
Mistisizmi şiir için bir ‘imkân’ olarak değerlendiriyorum
şiirinizin doğal olarak evrimleştiğini/mükemmelleşmeye yöneldiğini görüyoruz. ılk şiirlerinizi Edip Cansever etkisinde gören bizlere, geldiğiniz noktayı söyleyebilir misiniz?
Bunu benim ifade etmem ne kadar doğru olur, bilemiyorum. Bunu başkaları ifade etmeli sanıyorum.
Bir yerde sizin Diriliş Akımı’nın ( Yeni ıslamcı Akım) dâhil edilebileceğiniz söyleniyor. Sözün kabalığından affınıza sığınarak, şiirinizin böyle bir himaye içinde görüyor musunuz/ gelişebileceğini, kendiniz olabileceğini düşünüyor musunuz? devamında ise tüm bunların yanında, şiirlerinizin yaslandığı yer neresidir?
Diriliş anlayışından etkilendim elbette. Bundan şeref de duyarım ayrıca. Ancak, bir şair ancak ‘kendisi’ olduğu ve kaldığı müddetçe sahihtir, sahicidir. Benim şiirimin yaslandığı yer, tüm bir şiir mîrasımızdır..
Sizce, “Folklor şiire düşman” mıdır? Ya da değiştirerek soralım halk şiirinden modern şiiri bir kapı aralamak mümkün müdür?
Günümüz dünyası içinde, Halk şiirinin modern şiire çaplı, hacimli bir katkıda bulunabileceğini hiç sanmıyorum. Bugün, Halk şiiri, olsa olsa ‘arabesk’ şiir için bir kapı aralayabilir!
Sizi, “Esrarlı, büyülü ve özellikle şehirli bir şair” olarak tarif ediyorlar. Bu noktada taşrada şair olmak nasıl bir şeydir ve sizi nasıl etkiliyor? Kendinizi bu şekilde düşünenlerle, örneğin Necip Tosun’la paralel buluyor musunuz?
Taşrada şair olmak ’berbat’ bir şey! Taşrada ‘şair kalmak’ ise, çok daha berbat bir şey!
Saf şiir var mıdır? Aranmalı mıdır?
şiir varsa, ‘saf’ı da, ‘katkılısı’ da olur değil mi?
Sanat oturmuş toplumlarda mı daha üretkendir, çalkantılı toplumlarda mı? Devamında şiirin yeniden gelmesi ya da geri çekilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
şiir için, kaosun veya çalkantının varoluşu önemli elbette.
Popüler kültür (tüketim kültürü de diyebiliriz) içerisinde çok tüketilen –yani sunulan- şiirlerin veya şairlerin daha ‘sahih’ olduğu sonucuna varabilir miyiz?
Varamayız!
Türk edebiyatında dergilerin önemi ve yeri tartışılmaz. Yani yukarıdan inme veya ilk eserleri herhangi bir edebi dergide yayınlanmadan isim yapmış kaç edebiyatçımız vardır ki... Ancak bugünün edebiyat dergilerine baktığımız zaman bir gazete gibi kadrolaştıklarını görüyoruz. Sizce bu durum bir zorunluluk mu, bir tasarruf hakkı mı veya çaresizlik mi?
Dergilerin ‘kadrolaşması’ gayet doğaldır. Keşke daha fazla ‘kadro’laşabilseler! Estetik/poetik görüş ayrılıkları yüzünden oluşacak ‘kadrolaşma’ya diyecek sözümüz olamaz…
Son olarak yeniedebiyat.com aracılığıyla şiir yazmaya başlayan, şiir yazmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?
Edebiyat/şiir dergilerini takip etsinler. Türk şiirinin belli başlı temsilcilerini tüm eserleriyle okusunlar. şiiri ciddiye alsınlar. Olmuyorsa, şiirde ısrar etmesinler. Kendilerini paralamasınlar, hayat daha güzel..
Teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim |