| KELEBEK ETKİSİ |
|
|
|
| Perşembe, 29 Mayıs 2008 | |
|
Son zamanlarda sık değişen ve gelişen gündemden midir nedir günle dair çok şeyler yazasım var; yazasım geliyor. Sonrasında başlıyorum sesli düşünmeye, zaman zaman çelişse de birbiriyle. Bir iki gün yaşayacak yazıları yazmanın ne faydası var? Neden sonra aklıma ömürleri bir iki gün olan kelebekler geliyor. Hiçbir kelebek ömrüm kısa diye kozasını örmekten vazgeçmiyor, kozasını delmek için de enerjisinin tümüne yakınını harcamaktan vazgeçmediği gibi. Aksine büyük bir hevesle mucizeler ortaya çıkarıyor. Yani kısacası her zorluğa katlanmak dünyayı görmek ve içinden geçmek için değer. O zaman ömür, ömürdür denip bir iki gün yaşayacak yazılar da yazılmalı, diyor insan. Yazılmalı, yazılmalı da ya o kelebeklerin ölümlerini düşünmek var ya işte o sanıldığı kadar kolay, sanıldığı kadar katlanılabilir bir şey değildir. Bunun yanında uzun ömürlülerin ölümü de hazindir en az kelebeklerin kadar. Ondandır ya “her ölüm er ölüm” diye. O halde bir ömrün kısalığı uzunluğu izafi bir durum. Demek ki sıkıntı ölüp gitmesinde değil yazının, kalıcı olup olamadığında. Öte yandan kelebekler yaşamlarını bir iki gün dairesi içinde değerlendirseler o uzun meşakkatli koza örme ve delmeye onca güçlerini verirler miydi, doğduğunuzda üzerinize doğan güneş ilk güneşiniz ama aynı zamanda son güneşinizin doğuşu olduğunun ne önemi var, varsın güneşim battığında ikinci bir güneş doğmamış olsun yine de ciğerlere temiz havayı çekmeğe değer kelebekseniz diye düşünüyorsanız, siz etkiyi önemsiyorsunuz demektir. Buradaki esrar salt dünyayı görme değil elbet. Dünyanın güzelliğini görmek olarak değerlendirilemez, eğer bu dünyayı öteki dünyaya tercih etmeyenlerdenseniz. Olası kıyaslamak için cennetin güzelliğine dair. Öyle ya kıyasınız yoksa ne güzelin güzelliğinin farkında olabilirsiniz, ne iyinin kıymetini bilebilirsiniz. Gündelik yazılardan kalıcı olmayı başaranlar var mıdır? Genel perspektiften bakılmış, süzülmüş, ölçülmüş yazılardan çok değil geriye sağ kalanlar var. Olası tarihin tekerrürüne ilişkin olanlar bunlar. Tüm bunların yanında eğer “sizi bundan yüz yıl sonra okuyacak üç kişi için “ yazmıyorsanız, yazının bulaşıcılığı yerine kalıcılığını önemsiyorsunuz demektir. Yani etki yerine yerindelik. Etki kadar süreklilik de önemli. Etki ya da güç bir anda ortaya çıkarılmak istendiğinde büyük patlamalara neden olabiliyor. Nitekim bomba fikri buradan çıkmıştır. Enerjinin hızla ortaya çıkması. Atom bombası gibi. Nükleer enerjiyi elementten yavaş yavaş almak istediğimizde doğal yolla ortaya çıkar ve gereklidir. Aniden çıkışı ise atom bombasını hâsıl eder. Bunun yanında bomba atıldığında birilerinin canını yakarken öldürürken gözyaşları döktürürken birilerinin işine yarar. Bununla bombalardan kurtulma fikrini ortaya atmıyoruz. Bomba caydırıcı gücü ile de insanlığa barışa hizmet eder. Hal böyle iken etkideki bu yıkıcı patlamayı doğal olanda yani insan eli değmemiş, insan eliyle değiştirilmemiş olan da göremiyoruz. İşte bakın, kelebek bir ömrünü bir iki güne sığdırırken ne kadar dikkatli ve naif, sessiz. Bundandır belki kelebeği sevişimiz, onu görünce hep iyi şeyler düşünmemiz, heveslenmemiz, hayata yeniden dört elle sarılmamız. O halde yazacağımız yazı ya bir kelebek gibi olmalı. Kısa bir dokunuşuyla bir konusuyla kitleleri heyecanlandırmalı ve aynı zamanda olabildiğince yıkıcılıktan uzak durmalı, uzak olmalı. Ya da yazımız inatla ışık veren yıldızlar gibi olmalı. Hem geçmişteki ışığı ile kâinata ben de varım demeli hem de ışığı söndüğünde etrafını aydınlatmaya devam edebilmeli. İşte böyledir bin düşünmeden bir sesli düşünmek. |
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Mayıs 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






