|
Perşembe, 29 Mayıs 2008 |
|
Siyasetin güncel dilini önemsiyorum. İçeriğini değil şeklini… Siyaseti, hele güncel siyasetin içeriğini de önemsemediğim, dikkate almadığım söylenemez. Siyasetin, siyasetçinin dilinde bir tartılmışlık bir hesaplanmışlık var. Bunun yanında güncel siyasetin sıcaklığını içeren ve çoğu zaman yumrukların sıkılmasını gizlemeye çalışılan bir dil ile karşılaşırız siyasetçinin, siyasanın dilinde. Hem hamasi söyleyeceksiniz hem de siyasetin gereği hamasete düşmeyeceksiniz. Çoğu zaman hesap vermeye de gönüllü olmadığı ve ispatlanmasına gerek duyulmadığı bir argümanın içinde hem kızgınlığınızı gidereceksiniz hem de kızgınlıkları. Bunun yanında “memleketin bir köşesine bir çivi çakmış” iseniz ne mutlu size.
Bu yazıyı tasarladığımda ve başladığımda Türkiye 22 Temmuz sürecine doğru hızla ilerliyordu. Bir yanda cumhurbaşkanı seçimi, diğer yanda laik cephenin mevzi kaybetmeme adına sürdürdüğü mücadele süreci cereyan ediyordu, sık sık kulak verdiğim ama içeriğini önemsemediğim, en azından birinci dereceden dikkate almadığım koyu gürültülü günlerde. Siyasetin dili bir kere sorun odaklı çalışıyor. Üretme veya çözme odaklı. Bu yönüyle göndermeleri çok derine değil. Örneğin güncel siyasetin dili en derinlere 15–20 yıl, bilemediniz 50 yıl öncesine kadar iniyor. Nadiren 100 yıl. Bu yönüyle kökleşmiş kavganın dili kendini yenilemek zorunda kalıyor. Bu değişen siyasetçi dilinden çok değişen siyasetçi yüzündendir. Siyasi dil dolayısıyla siyasi, yaşı ne olursa olsun güncelleyememiş ise dilini ve güncel sorunlara yeni çözümler veya iddialar getirememişse yeteri popülarite alamadığı gibi oya dönük yüzü eskimiş; oy kaybetmiş oluyor. Hele bizim gibi “Birde şunu deneyelim” diyerek insan yaşamı kısalığında oy vermediği parti, denemediği siyasetçi kalmamış kişilerin çokluğu vaki olan bu ülkede siyasetçi ister istemez yüzünü ve dilini sık sık değiştirmek dolayısıyla diri kalmak zorunda. Güncel siyasetin şiirselliğinin farkındayım. Bu dilin şiir dili olabileceğini düşünüyorum. En azından yazı dili. Tabii burada siyaset dilinin 2000’li yıllarda değiştiğini, değişmek zorunda olduğunu, önemli gelişmeleri barındırdığını eklemek, söylemek gerekiyor. 2000’li yılların dilini şiirsel bulmam bu aynı zamanda bir şekilde benim de siyasetin içinde, en azından kulak misafiri olduğumdandır. Bu yönüyle yaşayan insanın zamanını tıpkı bir balığın denizin tuzlu suyunu solungaçları ile soluması ve ondan devamlılığını sağlaması gibi adeta içerek ayakta durma mücadelesini hakkıyla vermesine bağlamak gerekiyor. Zamanın içinde olmak ve zamanı solumak kadar yaşarken zaman dışı olmak ve zamansızlığı yakalamak mümkün ama bunlar hayat damarlarını sürekli elinde hissetmek zorunda olan yaşayan adamın elinden kaçırmaması gerekenlerdendir. Burada siyaset dilini mi tercih edersin bilimin dili mi diye sorusuna düşünmeden edebiyat adına siyasetin dilini tercih ettiğimi söyleyebilirim. Bunda birbirlerini etkileme gücü de tartışmasız çok önemli. Bence bilim dilini belirleyen, ona yön veren yaşanırlılığı ve devamlılığını sağlarlığı düşünüldüğünde en azından sosyal bilimleri etkiliyor olması halleriyle siyasetin dilinin, bilim diline çok şey verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Tartışmalı bir düzlemde de olsa bugün bilim sahip olduğu birçok alanı ve mevzîyi siyasetin, dünya siyasetinin sürdürülebilirliğinden almıştır. Bunun yanında bilimin dili şüphesiz birçok alanı olduğu gibi siyasetin de dilini etkilemekte fakat bu etki çok yoğun ortamdan aldıklarından asla daha fazla olamamaktadır. Unutulmamalıdır ki dünya siyasetinde söz sahibi olabilmen birinci kuralı, kuralları sizin koyabilme yeteneğinize bağlıdır. Bugün Türkiye bir zamanlar çok uzağında olduğu bu alanda bir yetişmiş insanı sayesinde süreçte hiç olmadığı kadar etki alanına sahip olmuştur. Bu kişi Ahmet Davudoğlu’dur. Davutoğlu yazmış olduğu Stratejik Derinlik adlı kitabında Türk dış siyasetinin önünü açıcı taktiklerle geldiği kadar literatüre kattığı etkileriyle de bunun dikkati üzerinde çekmeyi başarmış bir bilim adamıdır. Zaten bunu siyaset uygulayışında da argümanında da hissetmeye başladık. Yerleşik ve tutucu dış siyasetçi ki bunlar yıllarca dış siyasetten sorumlu ve uygulayıcıları idi bu anlayışında olanlar duruma halen karşı gelmektedir, savunucu bulundukları iddialarla bir açılımlar getirdiklerini söylerken yaptıkları daralmalarla Türkiye’ye daha çok markaja alınmalarla karşı karşıya koymuşlardır. Öte yandan çeşitli kereler andığımız çevrenin merkeze hareketini koordine edenlerin başında olan siyaset Davutoğlu gibi usta bir argüman sayesinde bir kimlik sahibi olmaya kolayca dönüşmüştür. İşte bu dönüşümü sağlayan arzu ve ruhu kurgulayan dil zaten kastettiğimiz güncel siyasetin dilidir. Geçen yazılarımızda vurguladığımız bu durum belirleyiciliğini korumaktadır. Zaten siyasetteki kavganın bu çok normaldir benzet aktörler yerine farklılık arz eden aktörlerce yapılması siyaset dilinde seviye yükseltirken ister istemez yeni açılımlarla karşılaşmaktadır. Benzer aktörlerin siyasetinde kaçınılmaz olarak belden aşağı vurmalar yeni süreçte de devam etmek istese de ciddi bir tavsiye ile karşılaşması yeni aktörlerle eski aktörler arasındaki bir ölüm kalım siyaseti diline dönüşmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Her ne kadar da uygun aktörler kuşatıcılıklarını net bir şekilde ifade etse de eskiyen aktör kendi gidiciliğinin farkında olması nedeniyle hırçınlaşmaktadır. Bu hırçınlaşma elinde ne var isenin kullanımı haline dönüşmesine ne kadar varı yerine biz bu eski ama yeni hareketin nereye ve nasıl konacağını iyi takip etmemiz gerekir. Bu durum hayatidir. Hayatidir ki merkezi yeniden yönelişi organize ederse sağlıklı bir toplumsal yaşayış ortaya çıkar. Yok, bu dönüşümü yapacak ve harekete geçirmeyecek bir yerde konarsa kendini kaçınılmaz sonla karşı karşıya bulurken toplumun idamesinde en az ondan istenmeyen bir durumu kendiliğinden etkileyebilir. Bu durum tabii ki yeni aktörün öngörüsü ve etkisinin genişliği ile direkt ilişkilidir. Bundandır ki yaşam alanının muhafazası kadar yaşamın kutsal olması ve hukukun bunu zorunlu görmesi bunu şekillendirmeye çalışacaktır, ama yeni aktörün bir ölçüde toleranslı olması ve kendini kaybetmemesi gerekmektedir. Dilden nereye kaydık? Bu kayışı elbette kaçınılmaz ama zorunlu idi. Biz devam edelim. Devam edelim derken burada bir haliyle yazı şekillenmiş ve bitmiştir. O halde yürüyelim. Zira hayat devam ediyor. |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 12 Haziran 2008 )
|