www.hiperteknoloji.org
yeniedebiyat Advertisement
Salı, 07 Eylül 2010
 
 
Flaş Haber

Siz de yeniedebiyat.com'da yazmak ister miniz? İlgilenenler kısa özgeçmişlerini bize gönderebilirler.

 
DİVAN EDEBİYATI VE İSKENDER PALA II PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 28 Mayıs 2008

Bu seri yazının ilkinde Osmanlı Devletinin saray ve çevresi ayırımı içinde en azından taşradakileri bu kategoride tutarak yaptığını Bardakçının yazısı eşliğinde işlemiştik. Buradan Osmanlının yaptığının karşısında olduğumuz anlamı çıkmasın. Elbette bu faydaya binaendir. Aynı şekilde başbakanın sözlerini de desteklemiş ve haklı bulmuştuk. Tabii bu düşüncemizden Osmanlının özellikle Müslüman halkları özellikle ana dokuyu ihmal etmesini haklı bulmuyoruz bulmadık. Sanırım bunların söylenmesi gerekiyordu. Biz devam edelim.

Bir önceki yazımızda Sayın Pala’nın Divan Şiiri’ni sevdirmeyi niyetlediğini yazmıştık. Sayın Pala’nın bilindiği üzere kendisini buna vakfetmiş birisidir. Onunla, bir şeyi sevdirmenin yolunun sevdirmek geçtiği konusunda aynı düşünüyoruz. Bu konuda güzel bir sözümüz de var: Kişi bilmediği şeyin düşmanıdır.

İşte bu bakış açısıyla ve niyetle yazılan “Divan Şiiri”ine, Divan Edebiyatı’nı sevmenin, ona düşman olmamanın yolunun onu bilmekten geçtiği düşüncesini kitabına misyonu biçmiş Sayın Pala.  Buna ne muvaffak olur mu, olursa ne kadar olur bilinmez ama Hocamızın hesaplayamayadığı birkaç şey var:

·         Ülkemizde kaç kişi kitap okuyarak fikir sahibi oluyor?

·         Yine ülkemizde kaç kişi kitap okuyor? Ben bu oranın yüzde beşleri geçmediğini düşünüyorum.

·         Divan Şiiri’ne düşman bakışıyla bakanlar Sayın Pala gibi remizli birisinin kitabını alıp okurlar mı?

Var sayalım ki yukarıdakiler bir şekilde gerçekleşti ya değişen, farklılaşan dil

meselesini ne yapacağız? Değişen anlayışı nereye koyacağız?

Bizde bir önceki kuşağın dilini anlamakta zorlanan bir nesil varken yüz, yüz elli yıl önce konuşulan ve günümüzle neredeyse irtibatı kalmayan bir dille bugünkü nesli nasıl bir araya getireceğiz?   

            Bugün ile Divan Şiiri arasında büyük bir uçurum vardır. Bu uçurum da kolay kolay kapanamayacaktır. Kaldı ki bunu başarsanız bile günümüz şiirin sorunlarını da halletmeniz gerekir. Öyle ki günümüzde;

 

·         Kaç şiir kitabı basılıyor?

·         Kaç şiir kitabı bin, iki binlik baskıyı birkaç yılda eritebiliyor.

·         Kaç şiir kitabı ikinci baskıyı yapıyor?

·         Onu bırakın kaç şair kendi şiiri dışında şiirler okuyor?

·         Kaç şairin şiiri çeviri şiir gibi durmuyor?

·         Kaç şiirin altına atılan imzayı kapattığımızda şairini tanıyabiliyoruz?

·         Kaç şiirin kimliği var?

·         Kaç şair durduğu yerin farkında?

Sorular uzatılabilir ama canımızı sıkmaktan başka bir işe de yaramazlar. Çünkü

şairlerin durdukları yerler müphem, değişken ve kaygan.

            Eskiden şairi ve şiiri krallar, padişahlar, vezirler, büyük devlet adamları himaye edermiş. Marifetlerine iltifat edermiş. Aslında günümüzde de durum çok farklı değil. Değişen padişah, vezir, kral yerine yayın evi sahipleri ve yayın yönetmenleri. Artık kral onlar. Fark yok mu? Var tabiî. Onlar daha faydacılar. Krallar gibi hesapsız vermiyorlar. Yanlış mı değil ama doğru da değil.

            Konu farklılaştı ama lazımdı. Bunlar da şiirin, şairin sorunları. Bu anlamıyla pek de hariçte değiliz.

 
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
Top! 0.00007 sn. Top!