|
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 |
|
Çoğu zaman başlık insanın niyetini ele verir. Ben başlığı, “NECİP FAZIL’I KİM OKUR?” diye sorsaydım niyetlediğim farklı anlaşılacaktı. Kullandığım başlık kesinlikle amacıma uygun bir başlık değil. Bu anlamda Üstad’a saygısızlık etmek istemem. Benim burada dikkat çekmek istediğim başka. Bakalım yazıda bunu anlatabilecek miyim?
25 Mayıs Necip Fazıl’ın 25. Ölüm yıldönümü. 25 yıl olmuş Üstad öleli. 78 yıllık yaşantısında adeta belirleyici bir kapsayışta geçti Üstad Türkiye coğrafyasından. Babasının Ağır Ceza Reisliğinden İstanbul’da oluşlarından N. Fazıl’ın ölümüne kadar Kısakürek ailesinin yükselen “trend” ini izledi halkımız. N.Fazıl’ın cephe değiştirmesinden Hece Şiiri’nin duayeni/ Şeyhülşuara ilan edilişinin örgüsü içinde şiirinin kumaşının neredeyse hiç tartışılmadığı, özellikle muhafazakâr çevrelerde Üstad ilan ediliş sürecinde günümüz deyimiyle reytingleri toplamayı her zaman bilmiştir. Hem karşı cenahın “geçişe” iç çekişi hem de gelişi açısından yeni cenahın alkışı resmi büyüttü, büyüttü. Bugün Türkiye’de kaç şair tanıyorsunuz; var dense çok çok ilk ikide çoğunlukla ilk birde sayılır Necip Fazıl. Aslında kendisine sorsanız ki sormuşlar, “Üstad, bir şiir yarışması düzenlemişler, ne düşünüyorsunuz?” diye Üstad, “İkinci kim olacak?” demiş. Demek ki kendini “number one” görüyordu. Bu ve benzeri sorulardan ve tanımlamalardan sonra insanın, “Neden şiir serüvenimiz içinde “Üstad” büyük halkanın, büyük resmin içinde görmüyoruz, Türk Şiiri’ne katkısal anlamda örneğin bir Tevfik Fikret belirleyişinde, Yahya Kemal etkileyişinde, Haşim sürükleyişinde göremiyoruz?” diye bir soru ile su koy vermek istesek hemen, “İyi de hepsi öncekiler. Unutma Üstad 83’te öldü, derler. “İyi ama neden I.Yeni, II. Yeni sürecinde, 80 sonrası şiir arayışında referans olarak niçin göremiyoruz?” sorusuna ne denecek? Tüm bu sorulara “Üstad, türü, nesli tek olan yegâne birisi idi. Eşini, benzerini düşünmek, beklemek büyük bir hatadır, denilebilir.Doğrusu benim aklımdan da geçenlerde bunlar. Kimse şiirini, şairliğini, işçiliğini sorgulayamaz ama açıkçası benim biraz kanıma dokunuyor insanın evladının ve devamlılığının olmaması. “Bugün Mehmet Kısakürek var. Hatta bir zaman top oynamış oğlu var orta yerde. Şimdilerde Üstad’ın eserlerini harıl harı bastırmakla meşguller ve hizmete devam ediyorlar.” Benim sorumun dışında. Benim ne demek istediğimi herkes anladı.Aslında bu yazıyı bugünlerde Necip Fazıl’ın pek okunmayışını düşünmemiz paralelinde bir niyetle yazacaktık. Öyle ya, okunsa okunsa Çile okunuyordur. O da eski hızında değil. Bu noktada Büyük Doğu Yayınlarının neyi “harıl harıl” bastığını merak ediyorum. Bu aslında meraktan öte bir basımın olmadığı düşüncemin ne kadar doğru olduğunu öğrenmek isteği.Bir yazarın, şairin zamanında okunuşu bir yana kalıcılığı önemli benim için. Örneğin Baudeler hâlâ belirleyiciliğini koruyor, referanslığını devam ettiriyor çok yazmamış olmamasına rağmen. Bizde de var. Bir şiir poetikası söz konusu olsa Tevfik Fikret adı anılır, kumaşı çok iyi olmasa da, Yahya Kemal’den mutlaka bahsetmek zorundasınız eğer Türk Şiiri mevzu ise. Orhan Veli uğranması gereken, görülmesi gereken evlerdendir şiir evlerinden. II. Yeni’siz şiir değerlendirmesi olmaz mesela. Fakat bakıyorum bu tarakta bezi yok gibi Necip Fazıl’ın. Neden acaba? Siyasasından mıdır? Benzerinin, türdeşinin olmayışından mıdır? Burada aramak gerek biraz da ama bütün cevapların bu noktada verilemeyeceğini düşünüyorum. Açıkçası beni burası rahatsız ediyor. Yok, Maraşlı olduğumdan değil bu rahatsızlığım. Ayrıca şiir konusunda “taraftar” olmadığım bilinir bir şey, rahatsızlığım onca şiir “dökümlerini” gerçekleştirmiş bir şairin evlatlarının, varisçilerinin olmayışı. Ben neden bahsediyorum? Böyle bir zorunluluk mu var? |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
|