|
Cumartesi, 07 Haziran 2008 |
|
Bir adam ellisinde bankta oturuyor gölgeler uzun Elinde kalın bir kitap Mezarlık Kültürü olmadığı kesin Fakat yılgınlık var yüzünde ağır bir işten çıkmış veya ağır bir işe girecek yahut hiç işi yokmuş gibi |
|
Son Güncelleme ( Cumartesi, 07 Haziran 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 09 Ağustos 2004 |
|
Bilindiği üzere edebiyatımız dünya edebiyatında pek de istenilen bir noktada değil. Gönül ister ki dünya edebiyatı içinde hak ettiği yere ulaşabilsin. Ama gerçek şu ki görülen gelecekte bu pek mümkün görünmüyor. Zaten bu da kendiliğinden olmaz; olamaz. |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 29 Şubat 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Perşembe, 29 Mayıs 2008 |
Son zamanlarda sık değişen ve gelişen gündemden midir nedir günle dair çok şeyler yazasım var; yazasım geliyor. Sonrasında başlıyorum sesli düşünmeye, zaman zaman çelişse de birbiriyle.
Bir iki gün yaşayacak yazıları yazmanın ne faydası var? Neden sonra aklıma ömürleri bir iki gün olan kelebekler geliyor. Hiçbir kelebek ömrüm kısa diye kozasını örmekten vazgeçmiyor, kozasını delmek için de enerjisinin tümüne yakınını harcamaktan vazgeçmediği gibi. Aksine büyük bir hevesle mucizeler ortaya çıkarıyor. Yani kısacası her zorluğa katlanmak dünyayı görmek ve içinden geçmek için değer. O zaman ömür, ömürdür denip bir iki gün yaşayacak yazılar da yazılmalı, diyor insan. |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Perşembe, 29 Mayıs 2008 |
|
Siyasetin güncel dilini önemsiyorum. İçeriğini değil şeklini… Siyaseti, hele güncel siyasetin içeriğini de önemsemediğim, dikkate almadığım söylenemez. Siyasetin, siyasetçinin dilinde bir tartılmışlık bir hesaplanmışlık var. Bunun yanında güncel siyasetin sıcaklığını içeren ve çoğu zaman yumrukların sıkılmasını gizlemeye çalışılan bir dil ile karşılaşırız siyasetçinin, siyasanın dilinde. Hem hamasi söyleyeceksiniz hem de siyasetin gereği hamasete düşmeyeceksiniz. Çoğu zaman hesap vermeye de gönüllü olmadığı ve ispatlanmasına gerek duyulmadığı bir argümanın içinde hem kızgınlığınızı gidereceksiniz hem de kızgınlıkları. Bunun yanında “memleketin bir köşesine bir çivi çakmış” iseniz ne mutlu size. |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 12 Haziran 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Perşembe, 29 Mayıs 2008 |
|
Elif Şafak Orange Broadband Prize For Fiction ödülüne aday gösterilmiş. 20 adaydan biri. İngilizce yazan bayan yazarlara açık bu ödüle Elif Şafak Türkçeye Baba ve Piç diye çevrilen The Bastard of İstanbul’dan aday gösterilmiş. Orhan Pamuk’tan sonra Türklerin benzer ödüllere namzet olması alışılmış bir hâl oldu. Öncesinde de olurdu bu tür adaylıklar ama genelde sükuti hayal ile sonuçlanırdı. Yaşar Kemal müzmin adayımızdı her zaman. Adayımızdı derken Türkiye için dedim. Yoksa benim hiçbir zaman adayım olmadığı gibi “adamım” da olamaz. Uzatmayalım, uluslar arası ödül düzenleyiciler sanki daha fazla hevesliler Türk yazarlara. |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Perşembe, 29 Mayıs 2008 |
|
Bakıldığında I. Yeni yani Garip Akımı’nın şiir düşüncemden çok uzak olmadığını görebiliyorum. Bunun yanında onlarla arama mesafe koyduğumu biliyorum. Aslında sadece ben değil bu mesafeyi koyan bütün II. Yeni’ye sıcak bakanlar ve biraz da “gelenek” kelimesinin çağrıştırdığı işlere uzak olmayanlar. Zaten benim mesafe koymam, eleştirmem, hatta hor görmem I. Yeni’yi gelenek işine yatkınlığımdandır. Ne demek istiyorum? Açayım. Burada sanırım gelenek deyince edebiyat zaviyesinden Divan edebiyatı demek istiyorum. Oysa cümle alem bilir ki Divan edebiyatına yaklaşımımı. Bu konuda erinmemiş bir sürü yazı da yazmışım. Öldü, bitti, canlanamaz içrekli. Ortada kesin olan bir şey var ki I. Yeni yıkmak amacıyla çıktı ve başarısız olduğu da söylenemez “ eski edebiyatı.” Sorun belki de yerine bir şey koyamamasında/koymamasındadır. Burada neden insanların I. Yeni ‘ye sıcak baktığı, pirim verdiği de anlaşılıyor. |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 |
|
Yazdığımız ve yazacağımız seri yazının sadece İskender Pala’nın “Divan Edebiyatı” adlı kitabının kritiği yapılmamıştır, yapılmayacaktır. Divan Şiiri’ne, Divan Edebiyatı’na dair söyleyeceğimiz sözleri hatta kimi zaman şiire ve edebiyata dair sözler söylememize imkân olarak kullandık, kullanacağız. Zemin olarak Sayın Pala’nın kitabının seçilmesi elbette Sayın Pala’nın bu sahanın en kayda değer kişisi ve kitabının sıra olması etkili olmuştur. Madem söz açtık, bir iki kelam edelim. |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 |
|
Bu seri yazının ilkinde Osmanlı Devletinin saray ve çevresi ayırımı içinde en azından taşradakileri bu kategoride tutarak yaptığını Bardakçının yazısı eşliğinde işlemiştik. Buradan Osmanlının yaptığının karşısında olduğumuz anlamı çıkmasın. Elbette bu faydaya binaendir. Aynı şekilde başbakanın sözlerini de desteklemiş ve haklı bulmuştuk. Tabii bu düşüncemizden Osmanlının özellikle Müslüman halkları özellikle ana dokuyu ihmal etmesini haklı bulmuyoruz bulmadık. Sanırım bunların söylenmesi gerekiyordu. Biz devam edelim. |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 |
|
Şiir Araç mıdır Amaç mıdır? Ne zamandır kafamda bu soru var. Bende değil sadece… Nazım Hikmet bu soruyu son noktada araç diye cevaplamış. Hem de son demde beklenenin aksine Divan Edebiyatı’na yaklaşarak. Mevcut sorumuzu sadece kişiler bazında düşünmemek gerek. Örneğin Divan Edebiyatı’na da aynı soruyu sormak gerek, devamında Halk Edebiyatı’na da. |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 |
|
Bir şeye yaklaşırken kutsayıcı ve onaylayıcı bir dil ile yaklaşırsak ondaki gerçeklikleri göremeyiz. Eğer niyetimiz böyle değilse başka. Kendi yazımızı bile eleştirel bir yaklaşımla okumaz isek faydaya dönme yüzdesini düşürürüz. Bunun yanında insafsızlığı da önermiyoruz tabii. |
|
Son Güncelleme ( Perşembe, 29 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 28 Mayıs 2008 |
|
Çoğu zaman başlık insanın niyetini ele verir. Ben başlığı, “NECİP FAZIL’I KİM OKUR?” diye sorsaydım niyetlediğim farklı anlaşılacaktı. Kullandığım başlık kesinlikle amacıma uygun bir başlık değil. Bu anlamda Üstad’a saygısızlık etmek istemem. Benim burada dikkat çekmek istediğim başka. Bakalım yazıda bunu anlatabilecek miyim? |
|
Son Güncelleme ( Çarşamba, 28 Mayıs 2008 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazar, 15 Temmuz 2007 |
|
Hüseyin KASIMOĞLU “Ağır prangalarla yüklenmiş bir mahkûm şafak vaktinin esintisini nasıl takip edebilsin?” Halil CİBRAN
Yazdan kalma bir gün. Daha dün yağmurun bardaktan boşanır gibi yağışına inat her yer günlük güneşlik. Güneşin ışığı kızarmış, sararmış, kimileri dökülmüş yaprakların üzerinde raks ediyor. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 19 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazar, 15 Temmuz 2007 |
|
EMİNE BOZKURT AYRINTI Bu gün de akşam oldu. Her Allah’ın günü olduğu gibi. Zaten bu evde başka bir şey olmaz. Bir sabah olur, bir akşam olur. Arada geçen zamanda da kayda değer hiçbir şey yaşanmaz. Ne küçük bir heyecan, ne ufak ta olsa bir mutluluk hatta korku ve endişe bile yoktur bu evde. Ruhsuz, duygusuz bu ahşap ev sanki yıllardır içine bir tek canlı girmemiş gibi soğuk ve mesafelidir. Hani ola ki sevinecekse bile insan, bu duvarlardan, tavandan, pencere pervazlarından korkusuna sevinemez. Sevinirse de mahrem bir sırrı topluluk önünde ifşa eden boşboğazın durumuna düşer. “Aaa ne ayıp hiç yakıştıramadım”. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 19 Ağustos 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 29 Haziran 2007 |
|
YAHYA KEMAL Asıl adı Ahmed Agâh olan Yahya Kemal, 2 Aralık 1884'te Üsküp'te doğmuştur. Üsküp Belediye Başkanı Nişli ıbrahim Naci ile şair Lefkoşçalı Galip'in yeğeni olan Nakiye Hanım'ın oğludur. Yahya Kemal, "islâm tesettürünün en şedîd bir muhitinde doğduğunu, yaşadığını ve öldüğünü" söylediği annesinin okuma-yazma bilmediğini ve "çok kuvvetli mutekid olduğunu" belirtmektedir. |
|
Son Güncelleme ( Salı, 10 Temmuz 2007 )
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|